Sosyal medyada en sık görünen başlık olabilir girişimcilik.
“Özgürlüğünü kazan, kimsenin emri altında çalışma, giren çıkan sana, istediğin kadar çalış, kendi işinin patronu ol…”
Gibi gibi bir çok versiyonuyla karşılaşabilirsin bu pozitif gibi görünen ama aslında negatif yüklü iyonların.
İşin gerçeği böyle mi? Bunu irdeleyelim.
Girişimcilik nedir?
Girişimcilik: “Girişimde bulunma durumu” olarak açıklanmış TDK’da.
Yukarıda bahsettiğim, pozitif taklidi yapan negatif yüklü iyonların ne kadar sallamasyon bakış açıları olduğunu buradan da anlayabiliriz. Tanımdan da anlaşılacağı üzere bu, üstü kapalı bilinmezliklerle dolu bir yoldu. Ama ben bunu bilmiyordum.
Girişimci tarafından ısırılan bir gencin girişimciye dönüşme hikayesini aktaracağım size. Bunu yazı dizisi şeklinde yayınlayacağım.
Serüvenin başlangıcı
Serüvenim bundan dört ay önce başladı. Sıkılmış, bunalmış; üzerimdeki kurumsal atalet bedenime ve zihnime aykırı bir hale bürünmeye başlamıştı. Ben öyle hissediyordum. Belki de kazık seviyor, belki de konfor alanım bana batıyordu.
Instagram postları üzerime yağıyor, YouTube girişimcileri göz bebeklerimi kanatıyordu. Girişimciler her yanımı sarmıştı.
Her ay meteorolojiden haber almaksızın yağan maaş yağmurları, içimdeki istifa ateşini söndürmeye yetmiyordu. Şantiyede Hasan Usta’nın binbir türlü çabasıyla aldırdığı buz gibi soğuk sarı kolaya tek atıp içimi soğutuyordum.
Bu arada, yaşadığımdan anladığım kadarıyla; girişimcilik hisleri ve bir girişimci tarafından ısırıldığınızda kurumsal DNA’nın hızla bozunma reaksiyonuna girmesiyle vücudunuzun değişmesi çok uzun sürmüyor.